Rehber Ali Çelik

Van Travertenleri

Yine bir gün Van’dan Hakkari’ye geçiyorum . Başkale’yi geçtim, bir süre sonra bir köprü başına geldim, sağ tarafa kahverengi tabela: “Van Travertenleri”.
Kaç zamandır merak ediyordum, köprü başında 3 amca, git git diye bağırdılar. Şimdi onlar git deyince ben zaten mecburen gitmek zorunda kalıyorum: birisi “git” derse giderim, neresi olduğu önemli değil. Girdim yola, biri el etti, durdum aldım arabaya. Sohbete başladık, ben dedim bu beyaz kayalar (!) varmış oraya gideceğim, birinci değil ikinci köprüden bitarafa(?) dön dedi. Tamam dedim. Anlattı, solumdaki uçurumu yararak geçen çay Karasu imiş, çok da ünlü imiş. Van ile Hakkari’nin sınırı sayılırmış, köylerin geçiminden, bir dönem terörden nasıl çektiklerinden… O indi, ben devam ettim. İkinci bir köprü; burada sağa mı dönecektim, sola mı, unutmuşum. Birine girdim karşıma çok güzel bir köy çıktı, sordum yanlış yöne girmişim.
Döndüm, diğer yöne gittim, karşıma bir köprü daha çıktı, ne tarafa döneceğim: hemen yakında bir çoban. Sordum beyaz kayalar diye. Tarif etti, söylediği yöne gittim. Yol bitti, arabadan inip yürümeye başladım. Yok! Biraz daha yürüdüm yine bir çoban, ama uzağımda. Bağırıyoruz anlaşamıyoruz. O yamaçtan aşağı indi, ben baya tırmandım, yan yana geldik. Dedim beyaz kayalar: şurası dedi…
Birlikte yürüdük, karşımızda mermer ocağı. Dedim ben bunları aramıyorum ki; o dedi ki buraya gelenler mermer ocağını arıyorlar, sen de beyaz kayalar diyince…
Hay Allah dedim, ben böyle pamuk gibi kayalar arıyorum dediğim anda “ aaa, sen pamukkale’yi arıyorsun, aşağı in ,su yöne git” dedi. Yürüdüm, baya da çıkmışım zaten. Araca ulaştım geri döndüm, tarif ettiği yere doğru gitmeye başladım. Yine bir köprü! Bu sefer kafama göre bir yöne girdim, ulaşamıyorum. Telefon çekmiyor navigasyondan bakayım, bu kadar uğraşmışım görmeden dönmek istemiyorum. Bir çoban buldum. Ona sordum, öylece baktı yüzüme: “sigara” dedi. Sigara uzattım. Belli, yardım etmek istiyor ama ortada dil problemimiz var, o Türkçe bilmiyor, ben Kürtçe bilmiyorum. Ortak kelimelerle anlattım. Kendince tarif etti, arabaya bindim devam ettim. Yine bir yol ayrımı. İyi de bu yol ayrımından bahsetmedi, ya da bahsetti ben anlamadım (muhtemel). Bir yöne saptım, elbette yanlış yön. Bir köydeyim. Köyler inanılmaz güzel. Her taraf yemyeşil, her taraftan sular akıyor falan ama aradığım bunlar değil o anda.
Köyden birisine sordum (artık Pamukkale diye soruyorum, herkes anlıyor), yanlış gelmişsin dedi, farkındayım zaten! Tarif etti, tarif ettiği yöne gittim, nihayetinde uzaktan gözüktü. Aşağıya yürümem lazım ama bende hal, derman yok. Çok da güzel ama hava bir süre sonra kararacak. Uzaktan birkaç fotoğraf, azıcık manzara seyri sonrası dönüyorum.
Aslında ana yoldan en fazla 15 km mesafede. Yol; evet zahmetli, her tarafta karlar erimiş, toprak yolda göletler ve çökmeler yapmış.
Ama o vadi, ama o yeşil, ama o karlı dağlar, ama o köyler…
Nasıl anlatılır ki, fotoğraf bile çok eksik kalıyor.
 
Travertenlere ilişkin olarak; yakınından çekilmiş fotoğraflarda ne kadar büyük, bir kısmının Pamukkale kadar beyaz ve içinde su dolu havuzcuklarının olduğunu görebiliyorsunuz.
İnternette Akçalı Travertenleri olarak bulabilirsiniz. Doğu’nun bilinmeyenlerinden, az gidilenlerinden.
Bakmayın benim bu kadar zor ulaştığıma, bu kadar kayboluş tamamen benim salaklığım.
Merak edenler için: Karasu Çayı Van-Hakkari sınırında Çataksuyu ile birleşiyor, Çataksuyu Hakkari içerisinde Zap Suyu’na karışıyor, Zap Suyu da Musul’un ilerisinde Dicle ile birleşiyor (bu kısmını görmedim).
 
 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.